Çarşamba, Aralık 9, 2009
Dönüyor rüzgar gülü...
Dönüyor dünya...
Her şey yavan ve uzak şimdi...
Garip bir hüzün geldi bağdaş kurdu göğsüme.
Bilmiyorum neden...
"Çocukluk, aşk, yokluk ve ölümden
dört kitaba heves ettim
ve ölümden başladım hiç istemeden
hevesimi de aldım dersimi de aldım."
diyor Haydar Ergülen. Dersimi ezber mi ediyorum nedir. Yoksa naz mı kendi kendime...
İnsan bunu eder mi hiç kendine...
Etmez...
Rabbim...
Öyle işte...
Duayla kalın...
Kelebeğim tekrardan başsağlığı diliyor ve duaya duruyorum.
Rabbim affetsin biz kullarını...
Esintiniz Elam...
Esip gidiyor sessizce...
Pazartesi, Aralık 7, 2009

Sevgili Dareyn okuyucuları;
Affetmekten bahsediyoruz bu sayımızda. İnsan neden affeder, ya da affetmeli midir? Affetmek ne kazanç getirir... Yoksa affetmek kaybetmek midir?
Bir bilgin diyorki; nefret tıpkı zehir gibidir. Nefret ettiğimizde zehri yutarız ve yuttuğumuz zehrin karşımızdakini öldürmesini dileriz... Oysaki zehri yutan da biziz , öldürmeye çalıştığımızda... İnsan ölümü arzulamakta hata etmektedir. Ölüm zaten verilecektir arzulamak acele etmek değil midir?
Son noktamızı koymadan önce, atılacak çok af virgülleri var elimizde. Kiminde nefeslenmek için bir af molası veriyoruz, kiminde yeni bir söze, arkadaşlığa başlamak için mola...
Affetmek insanın kendine yaptığı iyiliktir diyorlar... Ve aslında affetmek bencilce bir davranışta olabiliyor bu yüzden. Çünkü bundan en fazla kar sağlayacak olan kişi affeden oluyor. O kadar kolay ama bir o kadar da zor bir eylem.Bizi her tevbemizde affetmek için bekleyen bir Rab varken, bizlerin affetmeme gibi bir lüksü kendinde görmesi de bir o kadar bencilce bu yüzden.
Kısacak bir ömür, upuzun hayat hikayeleri. İnsanız hata yaparız. Hatta uslanmaz tekrar yaparız... İşte bu yüzden bugüne kadar kusurumuz olmuş ise affınıza sığınırız...
SAADET-İ DAREYN içinde yollarımızın kesişmesi dileğiyle…
Elam E. Doğan
Cuma, Aralık 4, 2009

Ah yine şu yolculuk...
Sardı tüm bedenimi hüzün, örttü gece gibi ruhumu kara çarşaflar. Uzun yılan gibi kıvrımlı yollar. Sevemiyorum, sevmek istemiyorum... Gitmek istemiyorum...
Nedenini dahi soramıyorum ki ... Mecburiyetler sürüklerken elimi kolumu, yurdumu... Bırakıp gitmek yuvamı... İçime çok fena vuruyor yumruklarını gurbet. Kısa vade uzun vade hiç farketmiyor...
Düşünüyorum. Ne çıkar... Bazen düşünmek düşlere düşürüyor. Hayaller kırıklıklara düşüyor. Düşüyor kırılıyorum... Tel tel dökülüyor gözyaşım. Kendince bir türkü tutturuyor dudaklarım...
Gelmek üzere gidiyorum, ama korkuyorum
Ya dönüşüm olmazsa...
Kuruluyor dizi dizi anılarım an be an,
Ya bir daha anım olmazsa...
Ah yine şu yolculuk...
Yuvayı bırakarak... Gönlünü yuvada bırakarak...
Yine tası tarağı toplayarak gitme vakti...
Sağlıcakla kalın, evinizin, yuvanızın kıymetini bilin...
Elam E. Doğan
« Önceki |::|
