Cuma, Kasım 20, 2009
Selamun Aleykum;
Sınav gazisi olarak, karşınızdayım.
Az buçuk hasarla atlattım dört günde beş sınavı, kah sinirlerim bozuldu ağladım, kah yine sinirlerim bozuldu güldüm. Ama şunu söylemeliyim ki ne bu kadar çalıştım ömrüm boyunca ne de bu kadar kafa yordum. Son bir sınavım kaldı. Dualarınızı bekliyorum.
Son zamanlarda neler yapıyorum. Yine yine yine neler yapmıyorum ki... Çiçeğe böceğe verdim kendimi. Geçen sene gül yetiştirmeyi denemiştim. Biri tuttu öbürü kurudu. Hatta saksıdan çıkarırken kuruduğu halde dikeni parmağıma battı. İtiraf edeyim acıdı.
Efendim yukarıda gördüğünüz zambaklar (cyber'ımın hediyesidir ) hiç ummadığım bir şekilde filiz verdiler. Ben gül ile beraber kurudular sanıyordum. Sonra moralimin mahvolduğu o günlerde bir baktım ki filizlenivermişler yağan yağmurun ardından. Gözlerim nasıl doldu anlatamam. Şu anda büyük resimdeki hale geldiler. Toprağını havalandırıyor, sevgi ile besliyor, su ile temizliyorum. Her sabah ve akşam konuşuyorum. Çok güzel bir duygu. Tavsiye ederim.
Bahçevan olacağım büyüyünce, evimin bahçevanı... Güller ve mor zambaklar ekeceğim bahçeme inşallah. Babam hep der ki hayali bile güzel, evet hayalimin duasına duruyorum.
Blog yazmayı özlemişim. O kadar çok derslerle yoğurdum ki beynimi artık rahatlatan yegane şeylerden biri oldu blog. Blog dedim de günlük tutardım ara sıra bu sabah baktım onlara da... Derginin 8. sayısında not düşmüşüm. Rabbim çabalarıma değiyor mu diye. Sabahlamalarım, harcadığım zamanlara değiyor mu diye. Bugün görüyorum ki 20. sayının hazırlığındayız. (Belli ki o gün karamsar bir günümmüş.) Demekki değiyormuş. Rabbim daha nice sayılara ulaştırsın inşallah.
Ve günden güne biraz daha matematik insanı oluyorum. Üzüm üzüme baka baka misali, derslere baktıkça onları hayatıma enjekte ettiğimi anlıyorum. Mutlu oluyorum.
Yazacak çok şeyim var lakin sayfalar alacak, sizide sıkmayayım... Şimdilik bu kadar.
Misi Elamo...
=)
Cumartesi, Kasım 7, 2009
Dareyn Dergisine göz atmayı unutmayın...
Kısacık bir aradan sonra...
Hastayım...
Buradan ayrıldım hastaydım, iyileştim tekrar hastalandım...
Yine iyileşeceğim inşallah ...
Gururum mu yoksa inancım mı dedim... Gururumu bir kenara bıraktım öyle geldim.
Yoksa ayrılacağım çok mekan vardı. Hala kırgınlık var yüreğimde, ama diyorum ya kırılan benliğim mi yoksa çabaladığım inancım mı.Bir seçim yaptım...
İlk kez gururumu gerimde bırakabiliyorum. Belkide bu yüzdendi son yaşadıklarım kim bilir...
Her şey bir şey için diyorum bu dünyada...
Öğreniyorum kırıla döküle. Parça Parça. Yapbozlarıda seviyorum hani...
Hayatı yapıp bozuyorum, sonra tekrar baştan...
Kurslarım bir yandan, derslerim öbür yandan... Sınavlarım iki hafta sonra...
Bir de inşallah Arapça'ya başlıyorum İAÖF için yardımcı olacaktır. Sınav demişken yüksek lisans içinde hazırlanmaya başladım (Tezsiz). Ben öğrencilik hayatımda hiç bu kadar çalışmadım. Ne bu kadar çlaıştım ne kitap okudum.
Kendimi geliştirmeye adadım kendimi...
Her şey luzumsuz, her şey lüzumlu... Sevdiklerim... Sevmek istediklerim... Kırdıklarım... Kırıldıklarım... Ailem, dostlarım... Ve Cyber-Rose'um... Ve candaşım kalemim... Yazıyoruz... Yaşıyoruz...
Her şeye rağmen ve herkese rağmen seviyoruz...
Uzun lafın kısası Sevgili okuyucularım;
“Sen de bilirsin ki elindeki, yaptığının karşılığıdır. Yoksa âdil olan Allah’ın takdiri, insana yaptığına uygun olmayan cezayı nasıl verir? Suçu kendine bul. Çünkü o tohumu sen kendin ektin.”
Diyor Mevlana ve biçare kardeşiniz Elam da ona katılıyor…
Tetikte kalın…
Elam E. Doğan
Çarşamba, Ekim 14, 2009
Bir varmış bir yokmuş...
Bir küçük kızım bir kocaman yüreği varmış. Orada sevgiye ,saygıya, değere, güvene oldukça çok yer varmış. Kimseciklere kıyamaz, herkescikleri saf sevgiyle severmiş. Üzülen olursa kendinden bilir onlar için üzülür, sevinince onlarla beraber sevinirmiş...
Ama bir gün bu koca şehirde bir deprem olmuş.
Biri gelmiş ve kocaman şehirdeki emekleri hiçe saymış. Başkaları için. Duyguları boşvermiş bu küçük kız ama ezilmeye göz yumamış, emeğinin ezilmesine yok sayılmasına göz alamamış. İncinmiş. Çünkü o yüreğini katmış emeğine...
Biri gelmiş ve bu küçük kızı hiç beklemediği yerden incitmiş. Yüreğinin en güzel köşesinden. En değerli kısmından vurmuş. Kırılmış orta yerinden ...
Biri gelmiş başkasına ulaşmak için bu şehri kendine mekan seçmiş. Kullanmış küçük kızın insanları sevmeye yeni alışan yüreğini. Küçük kız bundan incinmiş.
Biri gelmiş paylaşamamış bu yüreği kendisine saklamak istemiş. Bencilliğiyle parçalamış yüreğin en değerli diğer köşesini. Ama küçük yinede düşünmüş durmuş ne yapsada ona paylaşmanın güzelliğini öğretebilse diye, ama başaramamış...
Biri gelmiş yüreğin dostluğunun kıymetini bilememiş. Tek kalemde yargılamış, kendi adaletinde infaz etmiş küçük kızı.
Bir zamanlar pasparlak bir ayna olan bu minik kocaman yürek depremler yaşamış üstüste.
Ve sonunda yıkılıvermiş olduğu yerin en derinine...
Düşünmüş ki böyle yürüyorsa hayat, herkes böyle kırıp incitiyor ve onu sürüklüyorsa bir yerlerde hata yapmış.
Ve sonra yine düşünmüş ki...
Neye yarar bu küçük kız;
Ha varmış ha yokmuş...
Elam E. Doğan ~ Büyüklere Masallar
.
