Perşembe, Aralık 3, 2009
![]()
Anlıyorum ama kelimelere dökemiyorum... Affınıza.
Cumartesi, Eylül 5, 2009

Suya aşk yazan adamlar gördüm. Suya aşk yazan kadınlar. Kitre dolu kaba narin parmaklarını daldırıp suya şiir okuyan kızlar. Topraktan renk devşirip, renkleri suya dokuyup daha sonra onu kâğıtlarda okuyorlardı.
Önce “Aşk” suya düştü,
Sonra da “Su” aşka yenik düştü.
Ruhun dinginliğini anlamak için ebru yapılan suya bakmak yetecektir. Duru, sessiz, sukut gibi fırtınayı bekleyen bir su. Kabaracak, coşacak, dalgalanacak sevinçlerin ya da hüzünlerin habercisi olacak.
Biraz sonra üzerine damlalar düşüveriyor, değişik renklerde ve tonlarda.
Daha birkaç gün öncesinde yollarda ciddiye alınmadan üzerine basılan çiğnenen topraklar şimdi suyun yüzeyinde başlayacak bir fırtınanın habercisidir.
Düşen her damla daireler çizer. Gücünün yettiğince. Ardından gelen damlaya yer açar daralır sonra. Edebin anlatıldığı mekândır bir bakıma suya düşen her damla. Açılır aşkla ve kapanır utanarak. Hesapsızdır düşen damlalar atanın attığıyla kalır ve genişleyebildiği kadardır dünyadaki yeri. Fırça darbeleri Ebrucunun haleti ruhiyesini bir nebze olsun yansıtır, tedirgin,
Sakin, çılgın, dingin. Her bir kelime bir tarzı ya da Ebrunun ruh halini yansıtır aslında. Ve bu hareketler sona giden yolda atılan birer başlangıç adımıdır.
Ardından renk renk çeşit çeşit ebrular geliyor, akın akın yürek yürek. Her çeşidin bir hikâyesi bir ad vereni var ömürlerini vererek adlarını bırakmışlar.
Hatip ebrularıyla ölürken, bugün onun mirası yeni nesillerin ellerinde ölümsüzlüğe koşuyor. Suyun saçlarını tarıyor ebrucular, suyun rüyasını görüyorlar suyla birlikte. Gidip gelirken tekne boyu, aşka adıyorlar çizdikleri suyu.
Ve laleler; bahçelerden önce teknelerde açan laleler. Ardından kağıtlarda yaşayan laleler. Boy boy renk renk boyun bükmüş divana durmuş laleler.
Ellerin mahareti yüreklerin genişliğince güzel, yapanın titizliğince hassas laleler. Her ne kadar öğretilmiş hareketler olsa da her sanatkârın kendine has bir lalesi ve ruhunun aynası var. Çünkü her Ebrudan dünyada bir tane var. Çünkü İnsanların ruh hallerinden de bir tane var. Hangi mutluluğumuz ya da hangi hüznümüzün tekrarı var ki. Her şey aynı bile olsa ya mekan ya da gün değişmiştir. Ve her hüzün ya da her sevinç bir defalıktır aslında.
Tekneye yazılan her ebru gibi.
Ve güller bütün güzelliğiyle sözü susturan güller.
Ve saygıyla birlikte biraz sukut…
Suda açarken suya ah ettiren güller. Aşk dedirten yar dedirten. Sevgiliye verilirken başka söze luzum bırakmayan güller. Sevgiliye göz atan, sevgiyi en güzel anlatan güller. Ve onu çağıran ve O’na çağıran güller.
Ve Ebrucu Gül işliyor suya Muhammed'i (s.a.v.) çağrıştırsın diye ve Lale Allah (c.c.)' a yakarsın diye eğilen dallarıyla. Bu suyun renklerle oynadığı bir aşk oyunu. Bu oyunun senaristi Ebrucu. Ebrucu daha çok yüreğini yansıtıyor suya. Renkleri serpişiyle, renklere hayat katışıyla ve sonunda aşkını gülle, laleyle ifade edişiyle önce dokunan, sonra okunan bir aşk oyunu bu.
Önce “Aşk suya düştü,”
Sonra “Su aşka yenik düştü”…
Bilâl Tırnakçı
Salı, August 11, 2009

Siz hiç tesbih ağacı gördünüz mü? (Meğer ne faydalıymış...)
Ben gördüm... =)
İnsanlar pirinç ayıklar ben topladığım tesbih tanelerini ayıklarım.
Resimdede gördüğünüz üzere küçük toplar halinde büyüyor... Adı tesbih ağacıymış...
Ne alaka dedim boncuk değil mi o dedim, ama sonra bir tane koparıp içindekini görünce yanıldığımı anladım.
Yeşil topların içinde çekirdek gibi bir kısım var. Yeşil kısmını soyduğunuzda yine resimde gördüğünüz sarımsı toplar çıkıyor. Dilim dilim bir modeli var çok güzel.
Delik kısmını merak edenler için hemen açıklıyorum. İçinden çıkan kısımların alt ve üst kısımlarında delikleri var kolayca açılıyor. Daha sonra bir iğne yardımıyla ortasına doğru batırdığınız zaman bir bakıyorsunuz ki ucu diğer tarafından çıkmış...=)
Ben temizlemeye başladım. Henüz zamanı değil, olgunlaşmamış hali bunlar. Bu yüzdende oldukça kokuyor elleriniz... Ama bilgi bilgidir..=)
Bitince boyayacağım tesbihimi..Yeşile... Belki de beyaza...
=)
Esenlikler diliyorum....
« Önceki |::|