Unutuyoruz...

2010-11-13 01:38:00

Her şeyi unutuyoruz...

Gün geliyor ve bir zamanlar bizleri derin ızdıraplara yuvarlayan dertleri unutuyoruz. Asla unutamam dediklerimiz oluyor, oysaki ne kadar kolay unutuyoruz. Akıp giden su misali... Ne önüne geçebiliyoruz, ne elimizden kayıp gitmesine mani olabiliyoruz... Baraj kursak önüne bu seferde buharlaşıp gidiyor... Unutuyoruz... Kaçış yok.

Bir iz bazen hatırlatıyor unuttuğumuzu. Nasıl da geçmiş gitmiş, nasıl da unutmuşum deyiveriyoruz. Hatıraları harabeye çevirmişiz de haberimiz olmuyormuş meğer. Öylesine bir şeymiş gibi "tüh" deyip geçiyoruz. Unutuveriyoruz bir zamanlar neler düşündüğümüzü. Nerelere kadar dayandırdığımızı hayallerimizi. Sonra hepsi birer sis perdesinden ibaret oluvermiş. Kayboluvermiş biz anlamadan.

Ne kadar çok kendimizi kırıyoruz unuttukça. Kendimize ihanet ediyoruz. Sözlerimizi tutmuyoruz bir defa.
“Dört şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse halis münafıktır Kimde bunlardan bir haslet bulunursa onu bırakıncaya kadar, kendisinde nifaktan bir haslet vardır (O hasletler): Kendisine bir şey emanet olunursa hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kavga ederse baştan çıkar (haktan ayrılır).” (*) Uymuyoruz ... Dinlemiyoruz... Dinler gibi yapıyoruz belki, sonra bunları da unutuyoruz. Sonra hatırlayamıyoruz neden böyle olduğunu, isyanlara düşüyoruz. Kendimize kızıyoruz, çevremize kızıyoruz. Kızacak o kadar çok şey buluyoruz ki... Zaman kaybediyoruz. Kazandığımızı sanırken, aslında unuttuklarımız çalıp götürüyor bizden kazanabileceklerimizi.

Yer yer sağlıklı oluyor unutmak belki. Ama biz dozunu kaçırıp her şeyi unutmayı yeğliyoruz. İnsan bu tembelliğe meyilli nefis. Aşırıya kaçmakta da üstümüze yok...

Unutuyoruz... Ölümü sevgiyi, sevdiklerimizi, eskiyi... Önemli saydıklarımızı, kırgınlıklarımızı... Kendimizi... Her unutuşta yeniden başlıyoruz hayata. Yeniden giriyoruz aynı yollara. Aldığımız dersleri unutup aynı hatalara düşüyoruz. Oysa ki "Mü'min bir delikten iki kere ısırılmaz." (*) dı. Delik deşik olmuş gönül iklimimiz de haberimiz yok. Körü körüne ilerliyoruz, muhteşem gözlere sahipken. Aklımız; binbir işe çark döndürürken, kendini anlamaya meyletmiyor. Meyledemiyor. Acizim diyor çekiliyor kenara. Acizlik kendini kenara çekmek değil, önce deneyip sonra geri çekilmekken, uğraşmadan pes ediveriyoruz.

Unutuyoruz. Her an korunup sakınıldığımızı. Bizleri buraya gönderenin bizlere baktığını. Unutuyoruz ne için yaşatıldığımızı. Unutuyoruz her an yaşamdan kopabileceğimizi. İnsanlardan çekinip onlarla beraberken dikkatli olmayı unutmuyor, inandığımızı unutuyoruz.

Unutuyoruz arada bir kendimizi silkelemeyi, kendimize gelmeyi. Unutuyoruz unutmamamız gerektiğini. Unutuyoruz, "Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." (**)... Dünya ile o kadar dönüyoruz ki , kalbimizi kutuplarda bırakıyor, güneşli sahillerde kendimize mekan arıyoruz. Zıt kutuplar birbirini çekerken, biz kalbimizden kaçıyoruz.


Elam E. Doğan


(*) Bûharî

(**) Mûslîm

22
0
0
Yorum Yaz